SON DAKİKA
48700.net tarafından yazıldı.    Çarşamba, 11 Mart 2009 20:39    Yazdır e-Posta
Bu Kadın Bizim Annemiz

Kadriye İnceKadriye İnce eşini trafik kazasında kaybettiğinde 28 yaşındaydı ve 3 çocuğundan en küçüğü 20 günlüktü. Eşinden geriye sadece borç kaldı. Sırtında bebeğiyle cam sildi, halı temizledi, tuvalet bekledi. Tek başına 3 çocuk büyüttü. Hiçbir 8 Mart, hiçbir kurum kapısını açlmadı. Onun için yılın hiçbir günü hiçbirşey ifade etmiyor. Çünkü onun için hergün, çocuklarının günü, onlar için yaşıyor. Şimdi, 20 günlükken babasız kalan Gülpembe 14 yaşında. Sultan liseye gidiyor. Gökhan askere gitmeye hazırlanıyor. Onlar da anneleriyle gurur duyuyor: “O yılın kadını değil, bizim hayatımızın, varlığımızın kadını. Bizim için yaptığı fedakarlığı kelimelerle anlatamayız. O bizi okuttu ama, onu anlatacak cümleyi kimse kuramadı”
Yine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kadriye İnce, 14 yıldır olduğu gibi yine çocuklarını düşünüyor. Cam siliyor, dikiş yapıyor, havuz temizliyor, bahçe düzenliyor. Çünkü, onun için bütün günler “Dünya çocuklarım günü”
Babası öldüğünde sadece 20 günlük olan, babasını hayalinde bile canlandıramayan Gülpembe’ye göre annesi dünyanın en başarılı kadını. Sebebi ise, onları aç, açık bırakmadı. Her istediklerine sahip olsunlar diye tuvalet de bekledi, bahçede de çalıştı.

Marmaris’in İçmeler beldesinde yaşayan 42 yaşındaki Kandiye İnce, 14 yıl önce eşi Ramazan İnce’yi bir trafik kazasında kaybetti. Eşi öldüğünde Gülpembe 20 günlük, Sultan 4 yaşında, Gökhan ise 7 yaşındaydı. Keyfine düşkün olan eşinden geriye sadece bol miktarda borç kaldı. Zamanın Belediye Başkanı Zeki Eren başta olmak üzere komşuları aralarında para toplayarak merhum kocasının borçlarının ödenmesi için. Yardımlar bir süre sonra kesilince, sırtına bağladığı 6-7 aylık bebekle cam silmeye başladı. Sonra yine 3 küçük çocuğuyla belediyenin sahildeki tuvaletini beklemeye başladı. Bu sırada okula başlayan çocuklarının ihtiyacını karşılamak için bir temizlik işinden diğerine koştu.

 

Daha 28 yaşındayken hayatın ağır yüküyle karşı karşıya kaldığı belirten Kadriye İnce, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Gülpembe, 20 günlüktü ben eşimi kaybettiğimde. Sultan 3 yaşını bitirmişti, Gökhan 7 yaşındaydı. Eşimi bir kaza sonucu kaybettim. Eşimin ölümüne sebep olan kişi beni hiç aramadı. Bana hiç yardımcı olmadı. Biz 9 kardeşiz. Kardeşlerimden 2 si erkek. Bu dokuz kardeşimden yalnızca 2 kız kardeşim bana hep destek oldu. Ben asla kimseden maddi destek beklemedim. Önemli olan benim için manevi destekti. Bunu diğer kardeşlerimden görmemek beni çok şaşırttı. Ayrıca eşimin tarafından bana kaynım çok destek oldu. Bunun dışında köy halkı ve o zaman ki başkanımız bana çok destek oldular.
Eşim öldüğünde borcu çoktu. Alkol kullandığından, keyfine düşkün olduğundan çok borçlanıyorduk. Öldüğünde bütün bu borçlar benim üzerime kaldı, çevredeki insanlar sayesinde kısa sürede borçlardan kurtuldum. Kısa süre sonra sırtımda çocuğumla temizlik işleri yapmaya başladım. Bunun için çocuklarımı büyütürken hiç zorlanmadım. Ev temizliği de yaptım, tuvalet de bekledim. Fakat bir süre sonra para yetmemeye başladı. Çocuklar büyüdükçe masraf arttı. Bu arada küçük kızım rahatsızlandı. Vücudunda tümör çıktı. O zaman tabi biraz daha masraflar arttı. Hatta İzmir’de hastanedeyiz tahliller falan var, çocuğum hasta yatıyor cebimizde para yok. Ben orada hiç tanımadığım halde evlere temizliğe gittim. Çocuğumun hastane parasını çıkarttım. Özel bir hastanede temizlik yaptım”

Çocuklarından en büyüğü olan Gökhan’ın liseyi bitirdiğini ve askere gitmeye hazırlandığını söyleyen İnce, “ Oğlum şu sıralar çalışıyor ama, ben yine onun da ihtiyacını karşılamaya devam ediyorum. Sonuçta erkek çocuğu. Arkadaşlarıyla bir yere gitmek ister, bir şeye ihtiyacı olur diye. Yeri geldiğinde o gün temizliğe gidip kazandığım paranın tamamını çocuğuma veriyorum. Elimden geldiğince dışarıdaki hayata özenmesini engellemeye çalışıyorum. Ne isterse gelip benden istesin. Mesela o gün evde para yoktur, sadece alıp bir makarna yapabileceğimdir çocuklarıma söylerim bugün böyle yemek var diye. Asla beni üzmezler çok anlayışlıdırlar” diyerek şöyle devam etti: “Aslında ben dünyaya geldiğim günden beri şanssızım diyebilirim. Annemi kaybettikten sonra babam çok evlilik yaptı sayısını ben bile unuttum. Onun için hayata hazırlıklı başladım ben. Eşimi kaybettikten sonra belki bir başkası olsa bu kadar kendi ayakları üzerinde duramazdı ama ben zaten zor bir hayattan geldiğim için üstesinden geldim”

“GÜLPEMBE BABASINI HİÇ TANIMADI”
“En küçük kızım babasını hiç tanımadı. Biraz aklı ermeye başladığında, 3 yaşlarındayken falan sormaya başladı. Fakat ben çok küçük olduğu için o zamanlar anlatmadım. Büyüdüğünde anlatırım diye geçiştirdim. Tabi çevresindeki arkadaşlarının babaları var, onun için merak ediyordu. Oğlumu evlendirmeyi çok istiyorum. Gerekirse bir göz odada yaşamaya razıyım. İnsanların hayatlarında bir idealleri vardır. Benim tek idealim çocuklarımı iyi bir yerlere getirmek. Kızlarımın okuyup bir yerlere gelmelerini istiyorum. Hatta bazen temizliğe giderken yanımda götürüyorum. Hayatı görsünler diye. Kendileri de bu işlerde çalışmak istemediklerini söylüyorlar. Onun içi derslerine daha sıkı çalışıyorlar. Oğlum pek okuma meraklısı değildi. Ama o da çok akıllı bir çocuktur. Büyüdüğü için oğlumu evlendirebilmeyi istiyorum. Onun da bir ailesi yuvası olsun. İmkanlarım dahilinde ne gerekirse yapmaya hazırım her zaman. Benim canım onlar için feda olsun”

İnce, çocuklarını evlendirdikten sonra ise, bir sokak çocuğunu evlat edinmek istiyor ve “İlerde nasip olursa bir sokak çocuğu sahiplenip ona bakmak istiyorum. Böyle bir düşüncem var. Birilerine faydalı olmak istiyorum. Ben gerekirse evlatlık edindiğim çocuk için de çalışır, ona da bakarım” diyor.
Yaptığı işleri bazı insanların küçümsediğini vurgulayan İnce, “Çok zorluklar çektim. Gece yarılarına kadar çalışıyordum. İşten geldikten sonra evde yemek yapıyordum ertesi gün öğlen için yanımda götürüyordum. 2-3 saat uykuyla hayata tutunmaya çalıştım. Hep ertesi günü düşündüm. Çocuklarıma örnek oldum. Buna rağmen bazı insanlar beni küçümsedi. Bulaşık yıkarken aşağılayarak baktılar. Aradan zaman geçti, bazıları benden daha zor durumda kaldılar. Ben çocuklarıma bakmak için etraftaki küçümseyen bakışları görmezden geldim” diye konuştu.

 

GÖKHAN: “Babam öldüğünde kendimi güçsüz, savunmasız hissettim. Ama bu sayede erken olgunlaştım. Çünkü annem bize hem analık hem babalık yaptı. Hiç bir şeyimizi eksik etmedi. Aç açık kalmadık. Bizi okuttu büyüttü. Onun hakkını nasıl öderiz bilemiyorum. Şimdi bize düşen ona layık evlat olmak. Kardeşlerimle, bu güne kadar onu üzecek önemli bir şey yapmadık”

SULTAN: “Babam öldüğünde, bana onun İzmir’de olduğunu söylediler. Çünkü babam sık sık İzmir’e giderdi. Hatta uzun bir süre annemi zorla götürüp garajda beklemişliğim vardır. O zamanlar küçük olduğumdan tabi anlayamıyorum olanları. Sonrada sonraya öğrendim tabi. Ondan sonra annem gece gündüz çalışarak bize baktı. Hiçbir gün kendini düşünmedi. Varsa yoksa biz. Böyle bir annenin çocukları olduğumuz için çok şanslıyız. Amacımız ona layık evlat olmak”

GÜLPEMBE: “Ben babam öldüğünde 20 günlükmüşüm. Büyüdükçe, çocukların bir de babaları olduğunu öğrendim ama benim yoktu. Ben kendimi bildim bileli, annemi bildim. Bizi o büyüttü. Hala bizim için çalışmaya devam ediyor. Hepimizi okuttu. Her türlü ihtiyacımızı karşıladı. O dünyanın en iyi kadını, en iyi annesi. O bizim annemiz”